Reklam Ver

Pascal Üçgeni

Pascal üçgeni, matematikte binom katsayılarını içeren üçgensel bir dizidir. Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla anılsa da Pascal'dan önce Hindistan, İran, Çin, Almanya ve İtalya'da matematikçiler tarafından çalışılmıştır. Şimsi ise bir kümenin alt kümelerinin sayısını gösteren “PASCAL” üçgenini oluşturalım.
Kümenin Personel Sayısı:

s(A)=0............................................ ...............1
s(A)=1............................................ ............1.....1
s(A)=2............................................ .......1.....2.....1
s(A)=3............................................ ..1.....3.....3.....1
s(A)=4..........................................1. ....4.....6.....4.....1
s(A)=5......................................1..... 5.....10....10.....5....1 ...

Üçgenin tepesinde 1 yazdık.Sonraki satırların ilk ve son sayılarını yeniden 1 aldık.Bir satırda ardışık iki sayının toplamını, bu sayıların ortasına gelecek şekilde bir alt satıra yazdık.Bu işlemlere yukardan aşağı doğru devam ettik.
Mesela; s(A)=4 ..............1.....4.....6.....4.....1
s(A)=5..........1.....5.....10.....10.....5.....1
Bu tablodaki sayıların ne dile getirdiğini gösterelim.
A={a,b,c} kümesi 3 personelli olup bu kümenin alt kümelerini yazalım.
0 personelli alt kümesi{} 1 tane
1 personelli alt kümeleri{a},{b},{c} 3 tane
2 personelli alt kümeleri{a,b},{a,c},{b,c}3 tane
3 personelli alt kümeleri{a,b,c} 1 tane

s(A)=3 olan satırdaki sayılar olduğunu görünüz.ÖYLEYSE bu tablo, bir kümenin 0 personelli, 1 personelli, 2 personelli,....alt kümelerinin sayısını gösterir.
Pascal Üçgenini biraz daha büyüterek aşağıdaki örnekleri inceleyelim.
*6 personelli bir kümenin 2 personelli 15 tane alt kümesi vardır.(s(A)=6‘nın
satırındaki üçüncü sayı)
*5 personelli bir kümenin 2 personelli en az 3 personelli kaç tane alt kümesi olduğunu araştıralım:
3 personelli..........10..........(s(A)=5’in satırında 4. sayı)
4 personelli..........5..........(s(A)=5’in satırında 5. sayı)
*7 personelli bir kümenin en az 2 personelli kaç alt kümesi olduğunu araştıralım:
1.YOL: (21+35+21+7+1)=120
2.YOL: 2 7-(1+7)=128-8=120 (Neden?)

Binom Açılımı:
(a+b)n nin açılımında Pascal Üçgenindeki sayılar terimdeki katsayıları olur.a’nın kuvvetleri n den 0 a kadar azalarak, b’nin kuvvetleri 0 dan n ye kadar artarak yazılır.


(a+b)5=?
Katsayılar 1 5 10 10 5 1
A nın kuvvetleri a5 a4 a3 a2 a 1
B nin kuvvetleri 1 b b2 b3 b4 b6

(a+b)5=1a5+5a4b+10a3b2+10a2b3+5ab4+1b5


*(5x-3y)2=?
Katsayılar 1 2 1
5x’in kuvvetleri 25x2 5x 1
-3y’nin kuvvetleri 1 -3y 9y2
(5x-3y)2= 25x2 -2.5x.3y +9y2= 25x2 –30xy +9y2

Yukarda ki örnekten de görülebileceği gibi negatif terimin tek kuvvetlerinin olduğu terimlerin işareti negatiftir 

Anlatımda Bakış Açısı

1-) Kahraman Bakış Açısı : Hikaye veya romanlardaki olaylar, yapıttaki kahramanlardan birinin bakış açısıyla anlatılıyorsa birinci kişi (ben-biz) ağazından anlatım söz konusudur.

Örnek :Babam her sabah biz uyanmadan, karanlıkta kalkıyor, hiç bir şey yemeden ekmeğini alıp yola çıkıyordu. Akşam hava kararırken yalıdan dönen toplayıcılarla oda dönerdi. Her gün altı liraya kadar gündelik alıyordu sanırım. O parayla köyün bakkalından yiyecek öteberi alırdık.

2-) Gözlemci Bakış Açısı : Gözlemci kişinin (o) bakış açısıyla yapılan anlatımda anlatıcı , gördüklerini anlatan bir şahit konumundadır. Bu yolda anlatıcı, öykü kahramanından daha az şey bilir. Anlatıcı, hikayedeki kişilerin aklından geçenleri bilmez, nesnel bir tavır takınır. Olan bitenler okuyucuya kamera suskunluğuyla aktarır.

Örnek : Erkekler düğün evindeki bir odaya tıkılmışlardı. Kapıdan başka hiç bir yerden ışık almayan , toprak tabanlı odanın kenarında alçak bir sekinin üstünde şehirden getirdiği iki konuğuyla hancı Yakup Ağa oturmuştu. Düğün sahibi güveyinin büyük kardeşi - dört yana koşup ortalığı idare, konuklara ikram ediyor, kapıya yakın bir yerde panikleyip duran ihtiyar bir aşığa :" Ne duruyorsun çalsana ! " diye sesleniyordu. Yirmi beş otuz kişi küçük odanın kenarlarına sıkışıp oturmuşlar ve ortada ancak bir buçuk adım eninde ve boyunda bir yer : açık bırakmışlardı.

3-) Hakim / Tanrısal / Tanrı Bakış Açısı : Anlatıcı hikayelerde herşeyi biliyor, vakit ve mekan engeli tanımadan herşeyi görüyorsa hakim/tanrısal bakış açısı söz konusudur.Hakim bakış açısı olan anlatıcı, hikayelerde kahramanların psikolojik hallerini, akıllarından geçirdiklerini bil. Okura anlattığı yerin özellikleri ayrıntıl bilgi verebilir. Anlatım, üçüncü kişi "o" ile yapılır.

Örnek : "Sermet Bey, bir hafta sıbra kalabalık ailesiyle köşke taşındı. Halis bir zevk ehliydi. Her gece çalgı, çağanak, yemek, içmek, keyif, sofa gırla giderdi. Her zaman kadın akrabalarından kadın erkek 4-5 konuğu bulunuyordu. Sermet Türkiyeliydi ama Avrupalıların "gündüz cefa gece sefa " düsturumu kabul etmişti. Çocukları mektebe giderdi. Kızlarını büyük ticarethanelere katip diye yetiştirmişti.

İsim (Ad)

1-) Varlıklara Verilişlerine Göre İsimler
a-) Özel İsimler : Tek bir varlığı karşılayan isimlerdir. Örnek : Ayhan, Çanakkale, Asya Kıtası

Özel İsimlerin Kullanılma Biçimleri : İnsan ve hayvan isimleri, yer isimleri, gezegen ve yıldız isimleri gazete, dergi, kitap isimleri

b-) Cins isim : Aynı türden birçok varlığı ve kavramı karşılayan isimlerdir. Örnek : Boya, çiçek, su, süt

2-) Varlıkların Oluşlarına Göre İsimler
a-) Somut  İsim : Duyularla algılayabildiğimiz, uzay boşluğunda yer kaplayan  belli isimlere somut isimler denir. Ancak bazı kelimeler kullanıldıkları cümle içinde mecaz anlamlar yüklenerek somut olur.
Örnek : Işık, hava, koku, çiçek

b-) Soyut İsim : Duyularla algılayamadığımız herhangi bir yer kaplamayan kavramları anlatan isimlerdir. Örnek : Sevgi, Nefret, Hüzün, Aşk
3-) Varlıkların Sayılarına Göre İsimler

Vektörler

Vektör : Kordinat doğrusu üzerinde eş istikametli doğru parçalarının kümesine Vektör denir.

Örnek ; 



 vektörünün uzunluğu şeklinde dile getirilir.

 Uzunluğu 1 birim olan vektöre birim vektör denir.

Örnek ;



 = 1
 = 1 

Yer Vektörü : Başlangıcı orjinde olan başka bir deyişle 0 dan başlayan vektöre yer vektörü denir

Tarihten Ders Almak

Tarih geçmişte kalmıştır, tarih mazidir, tarih ecdattır, tarih kültürdür ve tarih temeldir. Her toplumun ve hem de tekilin geçmişinde bir tarih yaşanmıştır. Her hangi bir olay veya olgu bir gün önce bile yaşanmışsa o artık tarihtir. Tarihi bu şekilde almak yalnızca vakte göre değerlendirmek olur, bizim kastedeceğimiz tarih, tozlu raflardan bin bir güçlükle çıkardığımız ve ilk gördüğümüzde gözlerimizi büyüttüğümüz yeniden yıpranmış ve tozlu kitapların yazmış olduğu, anlattığı tarih olacaktır. ÖYLEYSE bu tozlu ve yıpranmış kitaplarda verilen tarihin neler olduğu bizim için çok önemli. Bunu hassasiyetle ele alıp, gerekirse defaatle okumak gerekir. Tarihin tozlu sayfalarını çevirirken bizim zihnimizde oluşmuş olan tarihin kirli deposunu temizlemek gerekir. Gerçeklerden kaçmayarak ve gerçeklere sırt çevirmeyerek, önyargısız bir şekilde araştırılan tarih, bizlerde yeni ufuklar oluşturabilir ve zihnimizin içinde halay çeken dünya kadar meselenin yanıtları ortaya çıkabilir.
Tarihimiz bizim anlımızın akıdır, tarihimiz bizim özlem duyduğumuz sevdamız, tarihimiz bizim keşke biz de o vakitte olaydık dediğimiz geçmişimizdir. Hemen herkes tarihini okurken hüzünlenebilir, sevdiği bir şahsiyetin içine kendi siluetini katarak tarihte bir oyuncu görevi yüklenebilir. Bu sayede kendini asırlar öncesine götürerek sanki vakitte yolculuk yapabilir, araçsız olarak. Kendini öyle kaptırır ki savaşlarda bir cengâver edasına bürünür ve cenk atarak dört duvar arasında savaş atmosferi oluşturabilir. Hane halkını uyruk görür, odaya giren talebeyi buyruk eri, arkadaşını veziriazam yapabilir. Tarih bu geçmişe ne kadar özlem duyduğunun tesiridir bu heyecan, bu heyecan.
Tarihin meseleleri, tarihin konuları, tarihin kişileri ve tarihin sevdaları bizimdir. Tarihimizi okurken konularını, meselelerini, kişilerini ve sevdalarını tanımış oluruz, söz edilen bu vaziyetlere tanık oluruz. Gireriz sevdalara Ferhat olur dağları deleriz, Kerem olur Aslı’ya müptela oluruz. Sevdaları öyle sahipleniriz ki tekrar yaşatırız gönlümüzde, son zamanlarda. Yakarız aşkın odununu, çırasını saymayız dahi, neler ekeriz gönül bahçesine yeşermesini beklemeden atılırız yollara, yeni çiçekler ararız arı örneği. Tarih bu herkes kendine göre bulur bir takım şeyleri, bazıları tarihini özümser bazıları ise karamsar, tarih bazılarının geleceğini şekillendirmede ön ayak olurken; bazıları için tarih kendisine ayak bağı olur. Dediğimiz gibi herkesin tarihe bakış açısı kendi doğruları kadardır. Kapalı gönülle kapamazsın zati hiçbir şeyi.
Tarihini iyi öğrenen ve gerçek tarihin gerçeklerini müdafaa eden kişiler gelecekte yeni tarihler yazacaktır. Ecdadımıza verdiğimiz gönülle, ecdad olduğumuzda alacağımız dua olacaktır.

Visual Basic Oyun Yapımı

Merhaba Arkadaşlar Bugün Bir Arkadaşımın İsteği Üzerine Yaptığım Video'lu Dersimi Yayınlıyorum Yapılması Çok Basittir Yapamayan Arkadaşlar Yorum Atabilir.

Milli Edebiyat ve Sanatçıları

1908 II.Meşrutiyet hareketiyle birlikte Türkçülük düşüncesi yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu düşüncenin edebiyata da etkisi olmuş, Türkçenin benliğine kavuşturulması, Türk edebiyatının kendi kaynaklarına dayanarak millileşmesi çalışmaları hız kazanmıştır. Edebiyattaki bu millileşme çalışmalarının temelinde Tanzimat dönemi yazar ve şairlerinin topluma yönelişleri, millet, vatan, özgürlük, adalet gibi kavramların işlenmesi, dilde az da olsa sadeleşmeye gidilmesi gibi faaliyetler, milli duygu ve düşüncelerin gelişmesini sağladı.
1911’de Selanik’te yayımlanmakta olan “Genç Kalemler” dergisi çevresinde toplanan şair ve yazarlar bu mücadeleye öncülük etmişlerdir. Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, M.Emin Yurdakul, M.Fuat Köprülü, Refik Halit, Yakup Kadri, Ali Canip Yöntem ve arkadaşlarının başlattığı bu harekete “Milli Edebiyat” adı verilmiştir.
Milli Edebiyat akımı, başlangıçta bir dil hareketi olarak doğmuş, daha sonra bir edebiyat anlayışı olarak yerleşmiştir. Milli Edebiyatçıların başlattıkları dil hareketine “Yeni Lisan” denir.
Bu hareketin temel aldığı ilkeler şunlardır:
1. Türkçeye girmiş olan yabancı dil kuralları atılmalıdır.
2. Arapça ve Farsçadan gelen, konuşma diline girerek yaygınlaşmış olan kelimeler “Türkçeleşmiş” sayılmalı ve kullanılmalıdır.
3. Arapça ve Farsça kelimeler asıl söyleniş biçimleriyle değil, Türkçede aldıkları yeni biçimlerle kullanılmalıdır.
4. Yazı dili, İstanbul ağzını temel almalıdır.
5. Diğer Türk lehçelerinden kelime alınmamalıdır.
MİLLİ EDEBİYAT’IN SANAT ANLAYIŞI
1. Edebiyat, halka açılmalı, halkın duygu ve düşüncelerini anlatmalıdır.
2. Türk Edebiyatı, Doğu ve Batı taklidinden kurtarılmalı, kendi öz benliğine kavuşturulmalıdır.
3. Edebiyatın dili sade Türkçe olmalı, anlatımda yalınlık esas alınmalıdır.
4. Türk edebiyatının milli ölçüsü, hece ölçüsüdür. Aruzun yerine hece ölçüsü getirilmelidir.
5. Konular yerli hayattan ve milli tarihten alınmalıdır.
MİLLİ EDEBİYAT’IN ŞİİR ÖZELLİKLERİ
1. Bu dönemin bütün şairleri hece ölçüsünü kullanmışlardır. Aynı dönemde yazmalarına rağmen Mehmet Akif ve Yahya Kemal gibi şairler Divan şiiri geleneğini sürdürmüşlerdir.
2. Belli nazım şekillerine bağlı kalınmamış, şiirler konularına göre adlandırılmıştır.
3. Serbest kafiye kullanılmıştır.
4. Sanat yapma amacına son verilmiştir.
5. Şiirde toplumsal konulara yer verilmiştir.
6. Halkın konuştuğu dil kullanılmıştır.
MİLLİ EDEBİYATTA HİKAYE ve ROMANIN ÖZELLİKLERİ
1. Yazarlar, Realizm ve Natüralizm akımının etkisinde kalmışlardır.
2. Yurdun her yöresinde yaşanmış olayları ve kişileri ele almış ve böylece “Memleket Edebiyatı” çığırını açmışlardır.
3. Gözleme önem verilmiştir.
4. Milli dil anlayışını benimseyerek, konuşma dilini yazı diline aktarmışlardır.
5. Cümleler Türk dil yapısına uygun ve kısa cümlelerdir.
MİLLİ EDEBİYAT TİYATROSU
1908’den sonra yeniden gelişme gösteren Türk tiyatrosu, Milli Edebiyat döneminde de sürmüş ve özel tiyatroların yanı sıra 1914’te ilk resmi tiyatro olan Dar’ül-Bedayi-i Osmani  kurulmuştur. Dar’ül-Bedayi’nin kuruluşu önemli bir aşama olmuşsa da şiir ve özellikle roman alanındaki çalışmalar tiyatroyu ikinci plana atmıştır. Tiyatronun en başarılı yönü dil ve anlatımdaki sadeleşmedir.
MİLLİ EDEBİYATIN BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
ZİYA GÖKALP(1876-1924)
Milli Edebiyat’ın düşünce temellerini kuran şair ve sosyologdur. Milliyetçi düşüncenin geliştiği Türk Ocakları’nda çalışmış, İttihat ve Terakki üyeliğinde bulunmuş, İstanbul’un işgali üzerine Malta’ya sürülmüştür.
Türkçülük düşüncesini sistemleştirmiştir. Başlangıçta bütün dünya Türklerin bir bayrak altında toplamayı planlayan Turancılık görüşüne bağlıdır. Daha sonra bu ütopik düşüncesinden vazgeçerek Türkiye Türkçülüğü düşüncesine yönelmiştir. Şiirlerinde bir sanat kaygısı yoktur. Düşüncelerini yayabilmek maksadıyla yazmıştır.
Eserleri :
Şiir : Kızıl Elma, Altın Işık, Yeni Hayat
Nesir : Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak(makale) Türkçülüğün Esasları, Türk Medeniyeti Tarihi(inceleme), Malta Mektupları(mektup)
ÖMER SEYFETTİN(1884-1920)
Hikayeciliği meslek edinmiş ilk sanatçımızdır. Milli Edebiyat’ın hikaye türünün yetiştirdiği önemli bir yazardır. Hikayede sağlam yazma tekniğiyle tanınır. Tasvir ve ruh çözümlemelerinden ziyade olay anlatımı önemlidir. Bu konuda Maupassant’ın izinden gitmiştir. Genç Kalemler’in ilk sayısında yayımladığı Yeni Lisan makalesiyle Servet-i Fünun’un ağır, süslü, yapmacık diline karşı çıkmış halk kaynaklı düz, sade bir dilin savunuculuğunu yapmıştır.
Eserleri :
Beyaz Lale, İlk Düşen Ak, Efruz Bey, Bomba, Yüksek Ökçeler, Gizli Mabet, Kaşağı, Bahar ve Kelebekler, Yalnız Efe.
M.EMİN YURDAKUL(1869-1944)
Milliyetçi ve halkçı bir şairdir. Duygularını büyük bir coşkuyla dile getirir. Şiiri, düşüncelerini açıklamanın bir aracı sayar. Dili son derece sadedir. Hece ölçüsünü kullanmıştır.
Eserleri :
Türkçe Şiirler, Türk Sazı, Tan Sesleri, Ordunun Destanı, Zafer Yolunda, Aydın Kızları, Ey Türk Uyan, Mustafa Kemal, Ankara.
ALİ CANİP YÖNTEM(1887-1967)
Fecr-i Ati ile başlayıp Milli Edebiyata geçen sanatçı, dilin sadeleşmesi adına Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp’le birlikte çabalamıştır. Hem hece hem de aruzla şiirler yazan şair, aşk ve doğa konusunda Batı tipi nazım biçimlerini denemiştir.
Eserleri: Geçtiğimiz Yol(şiir), Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Bey’le Münakaşalarım(makale)
M.FUAT KÖPRÜLÜ(1890-1966)
Edebiyat tarihçisi ve araştırmacısıdır. Türk edebiyatı araştırmalarını sistemleştirmiş; Divan edebiyatı, Halk edebiyatı ve İslam Öncesi Türk Edebiyatı üzerinde geniş çalışmalar yapmıştır. Bugün bilinen birçok şair, onun araştırmaları sonucu ortaya çıkmış, edebiyat tarihine kazandırılmıştır.
Eserleri : Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Türk Edebiyat Tarihi, Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar, Türk Saz Şairleri.
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU(1889-1974)
Fecr-i Ati Edebiyatı’nın “Sanat için sanat.” anlayışıyla yazı hayatına başlamış, Cumhuriyet döneminde Realist eserleriyle ün kazanmıştır. Romanlarında Türk halkının Tanzimat’tan, Cumhuriyete değin geçirdiği evreleri ve değişimleri başarılı gözlemleriyle aktarmıştır. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatan “Yaban” romanı ünlüdür. Bu romanında Anadolu insanı ile aydınlar arasındaki çatışma dile getirilmiştir.
Eserlerinde sağlam bir gözlemcilik ve buna dayanan kuvvetli bir Realizm vardır. Titiz bir üslupla karakterleri başarıyla canlandırmıştır.
Yakup Kadri; roman, hikaye, deneme, makale ve anı türlerinde eserler vermiştir.
Eserleri :
Roman : Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Panorama, Yaban, Bir Sürgün, Ankara…
Hikaye : Bir Serencam, Milli Savaş Hikayeleri, Rahmet.
Mensur Şiirleri : Erenlerin Bağından, Okun Ucundan.
Diğer Eserleri : Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda…
Kiralık Konak : Naim Efendi ile kızı Sekine Hanım ve torunu Seniha ile arasındaki nesil çatışması esas alınarak, 1908-1918 arası aile hayatındaki problemler çevresinde insanımızdaki genel değişmeler anlatılmıştır.
Yaban : Milli Mücadele sonrasında yaşanan halk-aydın çatışması anlatılır. Ahmet Celal’in geldiği köydeki soğuk davranışı bir çatışma doğurur.
Panorama : Komiser Hamdi Bey ve çevresindekilerle ilişkileri anlatılır.
Nur Baba : Nur Baba adlı ihtiraslı ve zevk düşkünü bir tekke şeyhinin aşk oyunları esas alınıp toplumumuzdaki ve dini müesseselerdeki değerlerin çözülmesi işlenir.
Hüküm Gecesi : İkinci Meşrutiyet sonrası parti çekişmelerini anlatır. Başyazar Ahmet Samim ile gazetedeki Ahmet Kerim ve Samiye arasındaki ilişki esas alınır. Sonunda düştüğü bunalımdan dolayı Samiye intihar eder.
Sodom ve Gomore : Mütareke yılları İstanbul’unda işgal kuvvetleri ile yerli toplum arasındaki yaşanan nesil çatışması (sosyal yaşantı) anlatılır. Eski değerlere bağlı Sami Bey ve çevresi ile Batı hayranı kızı Leyla ve çevresi arasındaki çatışma anlatılır.
REFİK HALİT KARAY(1888-1965)
Yazı hayatına mizah ve politika yazılarıyla atılmıştır. “Kirpi” imzasıyla yazdığı yazılarıyla tanınan bu yazar, Milli Mücadele’ye karşı olduğundan hayatının bir kısmı sürgünde geçmiştir.
Fecr-i Ati döneminden sonra gözlemlere dayalı Realist bir anlayışla yazdığı hikayeleri başarılıdır. Sade bir dil ve yalın bir anlatımla Anadolu hayatını hikayeleştirmiştir.
Eserleri :
Roman : İstanbul’un İç Yüzü, Çete, Sürgün, Nilgün, Bugünün Saraylısı, Yezid’in Kızı, Kadınlar Tekkesi, Anahtar…
Hikaye : Memleket Hikayeleri, Gurbet Hikayeleri
Mizah ve Hiciv Yazıları : Kirpinin Dedikleri, Deli, Tanıdıklarım…
HALİDE EDİP ADIVAR(1884-1964)
Milli Edebiyat Akımı’nın önemli bir kadın yazarıdır. İstanbul’un işgalini protesto için düzenlenen Sultan Ahmet mitinginde halkı coşturmuş, Milli Mücadele’ye bizzat katılmış ve onbaşı unvanı almış bir sanatçıdır. Vurun Kahpeye ve Ateşten Gömlek adlı romanlarında Kurtuluş Savaşı’nı anlatmıştır.
Halide Edip’in eserlerinde başarılı bir gözlemcilik vardır. II. Abdülhamit’in dönemini, dönemin toplumsal, kültürel ve siyasal olaylarını “Sinekli Bakkal” romanında yansıtmıştır.
Eserleri:
Roman: Sinekli Bakkal, Vurun Kahpeye, Ateşten Gömlek, Yeni Turan, Tatarcık, Handan, Yol Palas Cinayeti, Seviye Talib, Raik’in Annesi, Kalp Ağrısı...
Hikaye: Harap Mabetler, Dağa Çıkan Kurt, İzmir’den Bursa’ya.
Anı : Türk’ün Ateşle İmtihanı, Mor Salkımlı Ev.
Tiyatro: Kenan Çobanları, Maske ve Ruh.
Vurun Kahpeye: Anadolu’ya öğretmenlik için giden Aliye, Hacı Fettah liderliğindeki köy halkı tarafından eziyete uğramış ve sonunda taşlanmıştır.
Ateşten Gömlek : Kurtuluş Savaşı’nı konu almıştır. Kocası ve oğlu Yunanlılar tarafından katledilen Ayşe, hayatını Milli Mücadele’ye vakfeder. En sonunda sevdiği Peyami de ateşten gömleği giyerek şehit olur.
Tatarcık : Cumhuriyet sonrası sosyal değişmeleri konu alır. Recep ile Lale (Tatarcık), Haşim ile Zehra arasında kültürel farklılıklar işlenir.
Sinekli Bakkal : Karagöz oynatıcısı olan Kız Tevfik ile Emine’nin istibdat dönemindeki aşkı anlatılır. Olayların geçtiği mekan çeşitli kültürde insanların gittiği Sinekli Bakkal’dır.
Handan : Mutsuz bir evlilik yapan Handan, Hüsnü Paşa ile evlenir ve yine mutsuz olur. Daha sonra Refik’in ihaneti de eklenince intihardan başka çare kalmaz.
REŞAT NURİ GÜNTEKİN(1889-1956)
Roman, hikaye ve oyunlarıyla ün kazanmıştır. Eserlerinde Anadolu halkının duygularını, düşüncelerini, yaşayışını dile getirir. Adım adım gezdiği Anadolu’yu Realist ve başarılı gözlemleriyle Türkçenin bütün açıklığıyla yansıtmaya çalışır. “Çalıkuşu” adlı romanıyla tanınır.
Eserleri :
Roman: Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Eski Hastalık, Yaprak Dökümü, Gizli El, Acımak, Miskinler Tekkesi.
Hikaye : Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Eski Ahbap, Boyunduruk.
Tiyatro : Hançer, Eski Rüya, Eski Borç, Gözdağı, Balıkesir Muhasebecisi.
Gezi : Anadolu Notları.
Çalıkuşu : Aşk konusunda hayal kırıklığına uğrayan Feride’nin rahat ortamını bırakarak Anadolu’ya öğretmen olarak gitmesi ve başından geçen olaylar anlatılır.
Dudaktan Kalbe : Lamia ve Hüseyin Kenan arasındaki yasak aşk anlatılır.
Acımak: Hayal kırıklığına uğrayan ve ailesi iflas eden Mürşit Efendi’nin kızı Zehra’yı yetiştirmek için yatılı okula verir. Bunu yanlış anlayan ve babasından uzak yaşadığı için ona öfke duyan ilkokul öğretmeni Zehra gerçekleri babası ölünce anlar.
BAĞIMSIZ SANATÇILAR
MEHMET AKİF ERSOY (1873-1936)
“Sanat, toplum içindir.” görüşüyle toplumu aydınlatmak için şiirler yazan usta bir şairdir. İyi bir din eğitimi görmüş ve eserlerine bunu tüm çıplaklığıyla yansıtmıştır. Aruzu ustalıkla kullanan ve nazmı nesre yaklaştıran bir şairdir. Milli Mücadele yıllarında Sebil’ür-Reşad dergisinde yazdığı yazılarla ve Anadolu’yu dolaşarak yaptığı vaazlarla halkı bilinçlendirmeye çalışmıştır. İstiklal Marşı’nın yazarı olan M.Akif’in şiirleri Safahat adlı kitapta toplanmıştır.
YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958)
Yeni konuları eski nazım biçimleriyle ifade etmeyi bilen önemli bir sanatçıdır. Divan şiirinin son temsilcisi olarak da kabul edilir. Aruzu Türkçeye ustalıkla uygulamıştır. “Ok” şiiri dışındaki bütün şiirlerinde aruz veznini kullanmıştır. Şiirde kelimelerin seçimi ve yerinde kullanılması onun için son derece önemlidir. Parnasizm’in bizdeki en önemli temsilcisidir. Şekil mükemmelliği, ahenk ve kafiyeye çok önem verir.
Şiirde işlediği başlıca temalar; aşk, tabiat, ölüm, sonsuzluktur. Şiirlerinde geçmişe özlem duygusu açıkça sezilir. Y.Kemal, İstanbul’u şiirde en fazla konu edinen şairlerimizdendir. İstanbul’u çok sever, tek kelimeyle onun hayranıdır.
Eserleri :
Şiir : Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgarıyla, Rubailer.
Nesir : Eğil Dağlar, Aziz İstanbul, Edebiyata Dair, Hatıralarım.
RIZA TEVFİK(1869-1949)
Servet-i Fünunu görmesine rağmen o topluluğa katılmayan sanatçı heceyi başarıyla kullanmış, sade dille içten, duygulu koşmalar nefesler vb. yazmıştır.
Eserleri : Serab-ı Ömrüm(şiir)

Soğuk Savaş Dönemi

SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE TÜRKİYE
1.SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE TÜRK DIŞ SİYASETİ
v     Türkiye, II. Dünya Savaşı nihayetinde galip devletlerin yanında bulunmuş, buna rağmen savaştan hemen sonra ehemmiyetli meselelerle karşı karşıya kalmıştır.
v     Bu dönemde toprak bütünlüğünü garanti altına almak Türk dış siyasetinin asalını oluşturdu. Türkiye, bu amaçla kimi ittifakların kuruluşunda aktif rol aldı. 1954′ten sonra Türkiye′yi meşgul eden temel konular, Kıbrıs ve Türk Yunan ilişkileridir. 1974′ten sonra ise Ege Denizi meselesi ortaya çıkmıştır.
TÜRKİYE SOVYETLER BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ
vSovyet idaresi daha II.Dünya Savaşı′nın başında Türkiye′den Boğazlar statüsünde farklık yapılmasını istemişti. Türkiye tarafından reddedilen bu istekler Rusya′nın dağılma siyasetlerinin habercisiydi. Türkiye, bu yüzden II. Dünya Savaşı′nda Batı Avrupa devletlerinin yanında bulundu. Ancak, Sovyetlerin Türkiye′den istekleri son bulmadı. Sovyet idaresi şu isteklerde bulunuyordu:
♦ Türk Sovyet hududunda, Sovyetler lehine bir takım düzeltmeler yapılması,
♦ Sovyetler Birliği′ne Boğazlarda deniz ve kara üsleri verilmesi,
♦ Montrö Boğazlar Sözleşmesi′nde farklıklar yapılması
vTürk hükümeti bu istekleri net bir dille reddetti. Bunun üzerine SSCB, 1945 seneyin ortalarından itibaren Türkiye üzerinde ağır bir politik baskıya kurdu. Kars ve Ardahan′ı istedi. Türk-Sovyet ilişkilerindeki bu gerginlik hasebiyle Türkiye, balansı sağlayabilmek üzere AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ′ye yaklaşmaya başladı.
TÜRKİYE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ İLİŞKİLERİ
vTürkiye, Şubat 1945′te Almanya ve Japonya′ya savaş duyuru ederek Bağlaşıkların yanında bulunmuştu. Bunun üzerine Nisan 1944′te kesilmiş olan Amerikan askeri yardımı yine başladı.
vAğustos 1946′da Sovyetler Birliği′ne bir nota veren AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ, Boğazların savunmasında yalnızca Türkiye′nin mesul olmasından yana olduğunu bildirdi. Arkasından da Akdeniz′e donanmasını gönderdi. 1947′de Truman Doktrini ilan edildi. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ Kurultayı Türkiye′ye Yardım Yasayı′nu kabul etti. Marshall Tasarısı ile yapılan yardımın miktarı çoğaltıldı.
v1948′de AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ile Türkiye arasında "Ekonomik İşbirliği Anlaşması" imza attı. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ile ilişkilerin bu şekilde gelişmeye başlamasından bir müddet sonra Türkiye NATO′ya ve Avrupa Konseyi′ne aza oldu ve Kore Savaşı′na katıldı.
a.Türkiye’nin Avrupa Konseyine Girişi
üAvrupa Konseyi, II. Dünya Savaşı′ndan sonra SSCB tehlikesine karşı Brüksel Anlaşması ile 1949′da heyetmişti. Başlangıçta Türkiye′yi üyeliğe almayan Avrupa Konseyi, 8 Ağustos 1949′da Türkiye, Yunanistan ve İzlanda′nın üyeliğe çağrı edilmesine karar verdi.
üTürkiye, bu üyelikle beraber dünya balanslarının yeniden oluştuğu II. Dünya Savaşı sonrası dönemde, Sovyet tehdidi karşısında Batı ile ilişkilerini daha geliştirmiş ve Batı Bloku içerisinde yerini almıştır.
b.Türkiye’nin NATO’ya Girişi
ØTürkiye, kurulduğundan beri NATO′ya katılmaya çalışmış, ancak SSCB′nin reaksiyon göstereceğinden çekinen İngiltere bu teşebbüse itiraz etmiştir. Haziran 1950′de Kore Savaşı′nın patlak vermesi tasarıları değiştirdi. Türk hükümetinin Kore′ye asker göndermesi ve Türk birliklerinin buradaki başarıları Türkiye′nin NATO azalığına yapılan itirazları giderdi.
ØBu arada Sovyet Rusya′ya yakın üslere gerek olduğu için Türkiye′nin NATO′ya alınması konusu ehemmiyet kazandı. Eylül 1951′de Türkiye ile Yunanistan′ın NATO′ya aza olarak çağrı edilmesine karar verildi. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ 18 Şubat 1952′de Kuzey Atlantik Antlaşması′nı onayladı. Bu şekilde Türkiye NATO′ya aza olarak Sovyet tehdidine karşı Batı savunma sistemindeki yerini aldı.
c.Balkan Anlaşmasının Kurulması
Ø   NATO′ya üyeliğin hemen peşinden Türkiye, Orta Doğu ve Balkanlarda daha aktif bir dış siyaset izlemeye ve güvenlik sisteminin güçlendirilmesi için gayret harcamaya başladı. Balkan Anlaşması, bu çalışmaların bir neticesidir.
Balkan Anlaşması Neden Heyetti?
üII. Dünya Savaşı′nı izleyen senelerde Balkanlardaki Sovyet etkinliği, Türkiye ve Yunanistan′ı kaygıya düşürdü. Ayrı olarak Türkiye′nin NATO′ya katılması, Sovyet baskısını daha da artırdı. Yugoslavya 1948′de Sovyetlerden uzaklaştıktan sonra Batı′ya yöneldi. Bulgaristan, Romanya, Macaristan tarafından çevrilmiş vaziyette bulunan Yugoslavya, Türkiye ve Yunanistan ile işbirliğine gitti.
üBulgaristan ve Arnavutluk ile ilişkileri kötü olan Yunanistan da, Türkiye ve Yugoslavya ile işbirliği yapmaktan yanaydı. Diğer bir söylemle SSCB ve ona yakın Balkan devletlerinin izledikleri siyasetler Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya′yı birbirine yaklaştırdı.
üTürkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında 28 Şubat 1953′te Balkan Anlaşması imza attı. Balkan Anlaşması′na göre,
♦ Ekonomik ve kültürel işbirliği yapılacaktı.
♦ Meseleler sulhçu yollarla çözülecekti.
♦ Taraflar birbirlerinin çıkarlarına ters rastgele bir ittifaka girmeyecekti.
♦ Ortak savunma ile ilgili işbirliği sürdürülecekti.
üÜye devletler arasındaki görüş ayrılıkları, anlaşmanın uzun ömürlü ve işlevsel olmasını engelledi. Türk Yunan gerginliği ve Yugoslavya′nın değişik siyasi görüşleri Balkan Anlaşması′nın resmen ortadan kalkmasa da, fiilen işlemez hale gelmesine sebep oldu.
d.Bağdat Anlaşmasının Kurulması
Ø1954 Ekim ayında Türkiye ile Irak, Orta Doğu′da bir güvenlik örgütü kurmaya karar verdiklerini izah etti. Ancak bu teşebbüs başta Mısır olmak üzere diğer Arap devletleri tarafından tepkiyle karşılandı.
Ø24 Şubat 1955′te Bağdat Anlaşması denilen "Türkiye ile Irak Arasında Karşılıklı İşbirliği Antlaşması" imza attı. Anlaşmaya göre,
♦ İki devlet birbirlerinin içişlerine karışmayacak ve aralarında alana gelecek anlaşmazlıkları sulh yoluyla çözecekti.
♦ Anlaşma, Arap Birliği azası devletlerle, bölgenin güvenliğiyle alakalı ve taraflarca tanınan her devlete açık bulunacaktır.
İngiltere 5 Nisan 1955′te Bağdat Anlaşması′na resmen aza oldu. Böylelikle Orta Doğu′daki çıkarlarını savunacak yeni bir olanağa kavuştu. Pakistan′ın 23 Eylül 1955′te katılımıyla Bağdat Anlaşması′nın aza sayısı dörde, İran′ın katılımıyla da beşe yükseldi.
Anlaşma′a aza olmayan AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ, aza devletlere askeri ve teknik yardım yapmaya devam edeceğini, ekonomik teşebbüsleri destekleyeceğini izah etti. Bağdat Anlaşması′nın kurulması,
♦ Türk Sovyet ilişkilerini daha da gerginleştirdi.
♦ Bu arada Türkiye′nin, Arap devletleriyle olan ilişkilerini negatif istikamette etkiledi.
♦ Arap devletleri arasında savunma ve askeri emelli anlaşmaların yapılmasına sebep oldu.
ØIrak, Mart 1959′da Bağdat Anlaşması′ndan çekildiğini izah etti. Ağustos 1959′da Bağdat Anlaşması′nın isimi CENTO (Merkezi Antlaşma Örgütü) olarak değiştirildi. CENTO, savunma emeliyle heyetmiş olmakla beraber daha çok ekonomik, kültürel ve teknik işbirliğine yöneldi. Mart 1979′da Pakistan ve İran′ın da çekilmesiyle CENTO da fiilen bitti.
2.TÜRKİYE’DE HAYAT
a.Politika
vTürkiye 1924 ve 1930′da iki kez çok partili demokratik hayata geçmeyi tecrübe etmiş, ancak başarısız olmuştu. 1923′ten beri iktidarı elinde bulunduran CHP, devlet ile özdeşleşmişti. Genel başkanlığını İsmet İnönü′nün yaptığı CHP, ülkeyi savaşın dışında tutmasına rağmen ekonomik felaketi engelleyemedi.
vCHP′nin tek parti idaresi süresince anapara belirli ellerde toplanmaya başladı. Küçük ve orta büyüklükteki rençper giderek geriledi. Enflasyon ve hayat pahalılığı arttı. Çözüm hesabına "Varlık Vergisi" ve "Rençperi Topraklandırma Yasayı" çıkarıldı.
vII. Dünya Savaşı bitmiş, dünyada demokrasi rüzgarları esmeye başlamıştı. Sovyet tehdidine karşı demokrasi ile yönetilen AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ve İngiltere′ye yaklaşmanın zorunluluk olduğunu gören İsmet İnönü, Türkiye′de siyasi partilerin kurulmasına yeşil ışık yaktı.
DEMOKRAT PARTİ KURULUYOR...
ØTBMM′de Çiftçiyi Topraklandırma Yasayı görüşülürken C. Bayar, A. Menderes, F. Köprülü ve R. Koraltan, CHP Grubu′na Dörtlü Takrir isimli bir önerge verdi. Ülke ve parti idareninde özgürlükçü tertip etmeler yapılmasını öngören dörtlü takrir reddedildi. CHP′den ihraç edilen Menderes, Koraltan ve Köprülü, 7 Ocak 1946′da Demokrat Parti′yi (DP) kurdu.
ØProgramı temelde Liberalizm ve Demokrasi çevreninde şekillenen Demokrat Parti, halkın büyük desteğini kazandı. CHP, Temmuz 1946′da seçim kararı aldı. 21 Temmuz 1946′da hiçbir demokratik ülkede görülmeyen bir şekilde "açık rey ve saklı tasnif" sistemi ile yapılan genel seçimleri CHP′nin kazandığını öne sürüldü.
ØSeçimlere hile karıştırıldığını ileri sürerek büyük tepki gösteren DP′ye medya da destek oldu. 1946′da Türk Lirası′nın değerinin düşürülmesi iktidarın güç yitirmesine kapı araladı. DP, 1948 ve 1949 seçimlerine katılmadı. 1950′de gizli oy, açık tasnife dayalı ve yargı denetimini kabul eden seçim yasası TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ′de kabul edildi. Bu şartlar altında 1950 genel seçimlerine gidildi.
 27 Senelik Tek Parti İktidarı Bitiyor...
ü14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimler Türkiye′de 27 senelik tek parti devrini bittirdi. Ülkeyi 1923′ten beri tek başına idare eden CHP, iktidarı Demokrat Parti′ye devretti. Bu seçimlerde DP % 53,6 oy alarak 408 milletvekilliği kazandı. CHP % 39,4 ile 69 milletvekili ele geçirdi.
üCelal Bayar Türkiye Cumhuriyeti′nin 3. reisicumhur seçildi. Hükümeti kurmakla görevlendirilen Adnan Menderes, 19. Cumhuriyet Hükümeti′ni kurdu.
b.Ekonomi
ØII. Dünya Savaşı′nda tarafsızlık politikası izlenmesi, Türkiye′nin dış ilişkileri ile birlikte ticari ilişkilerini de pozitif etkiledi. DP, iktidarının ilk senelerinde dış kredi kaynakları bulmakta zorlanmadı. Kore′ye asker gönderilmesi ve NATO′ya üye olunması, Türkiye′nin beynelmilel alandaki konumunu güçlendirdi. Marshall Tasarısı çerçevesinde ele geçirilen yardım ekonomik büyüme süreci başlattı. Tarımda makineleşme başladı. Karayolları yapımına hız verildi.
ØEkonomik alanda yaşanan gelişmeler II. Dünya Savaşı senelerinin kıtlık dönemlerini anımsayan kitlelerin DP′ye olan sempatisini artırdı. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ve Dünya Bankası raporları çerçevesinde hazırlanan iktisadi programlar ile liberal bir ekonomik anlayışın tüm alanlarda hakimiyetine çalışıldı. Devlete ait işletmelerin büyümesi sağlandı.
ØKore Savaşı′na bir tugay gönderilmesi kararı sonrası 1952′de Türkiye NATO′ya girdi. Ekonomik deşarj olmanın yaşandığı bu dönemde DP ile ana muhalefet partisi vaziyetindeki CHP arasında ciddi tartışmalar yaşandı. 1953 seneninde CHP′nin malları hazineye devredildi. CHP′ye yakınlığı ile bilinen Halkevleri ve Halkodaları kapatılarak mal varlıklarına el kondu. 28 Ocak 1954′te Köy, Enstitüleri, 1954′te de laiklikten uzaklaştığı gerekçesiyle Ulus Partisi kapatıldı.
Ø1950′lerin ilk yarısı DP iktidarının siyasal, toplumsal ve ekonomik açılardan güçlenme seneleri oldu. İç ve dış etmenlerin de tesiriyle halkın DP′ye, kitlesel desteği gittikçe arttı. DP böyle bir ortamda gidilen 1954 seçimlerinden oylarını % 5 artırarak, Meclis′teki sandalye sayısını 503′e çıkardı. CHP ise ancak 31 milletvekilliği ele geçirebildi.